neden yapıyorum bunu..
neden çıkamıyorum kabugumdan…
tam cıktım derken işte yine ordayım… neden seviyorum yalnızlığı bukadar ve neden etrafımdaki kimse benim kadar çok sevmiyor onu…çözemiyorum bir türlü… tam oldu derken neden bi adımı geriye doğru korkarak atıyorum adımımı . neden emin olamıyorum…
bunlar kafamdaki sorular değil aslında… sonlarında soru işareti bile yok.. çünkü bunlar benim nedenlerim…ben yalnızlığı seven, geceleri yaşıyan, uzakları özleyen, olduğu yerden yada şeyden memnun olmayan ve sürekli soran biriyim… ama sorularım beni korkutmakta…sorularım şüphelerimi besleyerek vazgeçme isteğimi arttırmakta. aslında adımlarım beynimin değilde korkularımın doğrultusunda ‘vazgeçişlerim yüzünden’ ilerlemekte.
eskiden böyle değildim… sorularımın sonunda kocaman soru işaretlerim ve gülücüklerim vardı… hepsi için umutluyum. kötülükleri düşünmeden, sıkıntıyı bilmeden, mutluluk arzusu içinde öylece gülümsüyordum.
Ama sonra öğrendim… Daha doğrusu öğrenmeye başladım… Öğrendiklerim canımı yakmaya, kanatmaya başladı. Yaralarım derinleşti… henüz biri kapanmadan ikincisi başladı kanamaya…acıdım… çok acıdım… herşey birden acımasızlaşmaya, kalpsizleşmeye başladı. duygularımı saklar oldum. susar oldum..
kaybedişlerim, aldanışlarım oldu, yaralarım büyüdü…
vazgeçişlerim,kayboluşlarım oldu, yaralarım derinleşti…
suskunlularım, can çekişlerim oldu, yaralarım garipleşti…
Gittikçe ben değiştim…
çırpındım, ağladım, isyan ettim, bağırdım, haykırdım…
olmadı…
ben bu öğrendiklerimle mutlu yaşayamadım… sustum… çekildim kabuğuma…. sadece sustum… kolay olmadı ama güvende hissettirdiğinide itiraf etmeliyim… ama keşke eskisi gibi korkmadan atlayabilsem hıdrellez ateşininden… keşke korkmasam elma dolu bir ağaca tırmanırken… keşke durdurmasam kendimi ve kıyafetlerimle denize koşarak atlasam… keşke tekrar çocuk olsam…keske temiz olsa herşey eskisi gibi… yaşadığım şeylerden kurtulmayı hatta belki engelleyebilmeyi isterdim. ve ben itiraf ediyorum ki öğrenmeyi de büyümeyi de sevmiyorum…